Ben de Kim Oluyorum?
Merhaba, ben Gökhan Besen.
Uzun hikayem 1975 yılının bir Kasım günü Ankara’da başladı. Lisede fen bölümünü bitirinceye kadar bir mucit olacağıma olan inancım hiç bitmemişti ancak üniversitede kendimi Bilkent Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım bölümünde bulduğumda hayatımı sonsuza dek değiştirecek olan mesleğimle tanışmış oldum. O güne kadar varlığından bile haberim olmayan mesleğimle tanıştığım gün hayatımın en doğru kararını verdiğim gündü.
Bir mucit olarak grafik tasarıma çabuk ısındım ancak ilk sene sınıfta kalarak tasarımın pekte kolay bir iş olmadığını anladım. Bu yüzden o yaz bu işi piyasada daha iyi öğrenmek için Ankara’nın eski ajanslarından Terazi Tasarım’da çalışmaya başladım. Böylelikle hem üniversite hem de profesyönel iş hayatına atılmış oldum.
Hayatımın ikinci dönüm noktasıysa Bilkent’in genelde boş olan bilgisayar laboratuvarında Internet’le tanışmamdı. Bilgisayarım olmadığı için bu laboratuvardan çıkmaz, öğle tatillerinde içerde kilitli kalmayı kabul ederdim. Güzel günlerdi. Internet’in Türkiye’ye yeni geldiği ve çoğunlukla da gelmediği günlerdi. Eski mucit yeni grafik tasarımcı olarak Web sitelerindeki estetik yoksunluk hemen dikkatimi çekti. Birileri bu ekranları “tasarlamalıydı.” İşte o günlerde Web tasarımcılığı kariyerime doğru ilk adımı atmış oldum, ancak bir sorun vardı, internet herkes için erişilmesi kolay olmayan ve anlaşılması güç, bilgisayar mühendislerinin anlayabildiği esrarengiz bir konuydu. Benim gibi bir grafik tasarımcının burada pek işi yoktu. Grafik tasarımcılar reklam ajanslarında çalışmalıydı, oysa reklam ajanslarında internet bile yoktu.
Bu durumda üçüncü bir dönüm noktasına ihtiyaç vardı tabii. Bu yüzden üçüncü sınıfta Marmara Üniversitesi Grafik Bölümü’ne yatay geçiş yaparak piyasanın kalbi olan İstanbul’a taşındım. Burada Ankara’da bulamadığım “interaktif ajans” kavramıyla tanışıp hemen işe koyuldum ve ilk olarak bir sene kadar çalıştığım Yelkovan Multimedia’da Web tasarım kariyerime başlamış oldum. Daha sonra yine bir sene kadar Numberone interactive ve 3 sene de LuckyEye Interactive’de çalıştım. Grafik bölümünü 9 senede bitirdiğimde İstanbul’da 5 senem dolmuştu ve askere gitme zamanı da gelmişti. İstanbul’dan terki diyar eyleyip Ankara’ya döndüm ve askerliğimi yedek subay olarak yaptım.
Askerden sonra da Ankara’daki piyasa sıkıntısı aynen durmaktaydı ama İstanbul’un bana benim de İstanbul’a pek ihtiyacımız yoktu zira internet global bir kavramdı ve pekala dünyanın her yerinden yapılabilirdi. Bu düşünceyle askerden önce tanıştığım outsourcing firması Elance üzerinden Amerika’ya iş yapmaya başlamıştım. Elance mükemmel bir fikir, bir internet mucizesiydi ve buna 3 sene kadar devam ettim, ancak bu çalışma şeklinin de kendine özgü zorlukları vardı. Zaman farkı, antisosyal hayat, bireysel çalışma… Benim istediğim hayat bu değildi, başka birşey yapmalıydım, belki de yeterince iyi değildim.
Bunun üzerine Bilkent’ten Bilgi Üniversite’sine geçip Visual Communication Design Bölümünü kuran hocam İhsan Derman’a gidip iyi bir tasarımcı olup olmadığımı en yetkili ağızdan duymak istedim. Buna göre web tasarımını ya bırakacaktım ya da devam edecektim. Zor günlerdi. O gün İhsan hocanın söyledikleri kendisi bilmese de beni mesleğime geri döndürmüştü. Hayatım boyunca unutmayacağım bir andı, kendisini de hiçbir zaman unutmayacağım, tekrar teşekkürler hocam.
Yapacağım başka şeyin bu mesleği bırakmak değil geliştirmek olduğunu farketmiştim. O güne kadar yüzlerce Web sitesi tasarlamıştım ama yaptığım iş sadece görsel tasarımdan ibaretti. Oysa (blog yazmamakta inat eden sevgili Umut sayesine) semantik HTML, CSS, Javascript ve Web standartlarıyla tanıştıktan sonra bunların hem çok zevkli hem de gereksiz yere gözde büyütülen konular olduğunu farketmem de uzun sürmedi. Grafik tasarım temeli üzerine eklendiğinde bu yeteneklerle gerçekten yepyeni bir güç kazanmış oldum. Bu güçle birlikte mesleğime ve internete olan bakış açım da değişmişti.
Interaktif ajansların bende bıraktığı en derin yara sürekli aynı soruyu sormalarıydı: “güzel olmuş mu?” Oysa internet devleri güzel oldukları için değil iyi servisler ürettikleri için vardı ve ne google ne yahoo’nun tasarımları bir interaktif ajanstan çıkıyordu. Her grafik tasarım öğrencisi gibi hayalim birgün kendi ajansımı kurmaktı ve Elance deneyimi sayesinde bunu nasıl birşey olduğunu çok iyi öğrenmiştim. Interaktif ajansçılık kurumsal bir oyundu ve ben bu oyunda olmak istemiyordum. Hatta ajans mantığıyla iş yapan hiçbir yerde olmak istemiyordum, kendi ajansım olsa bile. Yıllar önce aklıma kazınan bir cümleyi yaşayarak öğrenmiştim:
“Don’t suck corporate cock!”
Türkçesini söylemeyeceğim tabii :) Acı ama gerçek tam olarak buydu, daha güzel kurumsal siteler yapmak havanda su dövmekten başka birşey değildi. Her defasında dünyayı yeniden keşfetmek, güzelin peşinde koşmak anlamsız bir işti. Kendini tekrar etmekti, hayatımda bir ilerleme yoktu. Bu yüzden ajans kelimesi içeren şirketlerden uzak durmaya karar verdim. Bir yazılım firmasında web tabanlı program arayüzleri tasarlayıp kodlamaya başladım. HTML, CSS konusunda hemen hemen herşeyi burada öğrendim diyebilirim. Hala eksiğim vardı, flash animasyonlarında geriydim, daha sonra bir e-learning şirketine girip flash animasyonlarda da kendimi geliştirdim. Eskiden 3 kişi yaptığımız işleri tek başına yapıyor olmak ilk bakışta 3 in 1 diyebileceğimiz bir durumdu ancak “Hibrid Tasarımcı” ya da diğer adıyla “Designer Developer” kavramı bunu gerektiriyordu.
Yine de iş tatmini eksikti. Bu yüzden boş vakitlerimde kendi projelerimi geliştirmek üzere yola koyuluyordum ve birgün şunu farkettim: Başladığım yere dönmüştüm, mucit Gökhan’a :) Bunu farkettiğim gün aklıma ilkokuldaki kırmızı proje dosyam geldi. Oyuncak arabalara motor takıp uzaktan kumanda yapardım. Bu dosyaya da projeleri çizer saklardım. 20 sene sonra kendimi yine proje tasarlıyor bulduğum için çok mutluyum. “Su yolunu bulur” derler ya, herhalde böyle birşey olsa gerek.
İşte tam bu sıralarda bugün çalıştığım Nokta Internet Teknolojileri ile tanıştım. Nokta bir ajans değildi, yazılım şirketi de değildi. Nokta bir internet girişim firmasıydı ve kendi projelerini geliştiren, Türk internet sektöründe zirveye oynayan bir firmaydı. Şu anda burada proje yöneticisi olarak internet icatlarına kafa patlatmaktayım. İşte uzun hikayemin bundan sonraki kısmı da buradan devam ediyor olacak.
İyi de Neden Bu Kadar Uzundu? (Bonus Track)
Derseniz eğer onu da açıklayım. Bu ülkede web tasarımcısı dediğimiz kişi kimdir diye sorun kendinize. Nerede yetişir? Ben size söyliyim, hiçbir yerde. Web tasarımı farklı disiplinlerin birarada bulunmasını gerektiren bir uzmanlık dalıdır ve tek başına bir Web Tasarım bölümü olarak hiçbir üniversitede okutulmamaktadır.
iki yoldan web tasarımcısı olunur:
- Birincisi yazılım yoludur ki bu benim yolum olmadığı için fikir beyan etmemin anlamı yoktur.
- İkincisiyse benim gittiğim yol olan Görsel Tasarımcı yoludur.
Hangi yoldan giderseniz gidin diğerinde de yürümedikten sonra Web tasarımcısı olamazsınız.
İşte bu yazı bunun için bu kadar uzundu. Bu yolda yürümek isteyen grafik tasarımcılara bir örnek olsun diye.
Gökhan K. BESEN